Sevdiğiniz birine baktığınızda gerçekten onu mu görüyorsunuz? Yoksa içinizde taşıdığınız bir imgeden mi bakıyorsunuz? Bu soru, psikodinamik kuramın en verimli sorularından biridir ve ilişkilerimizde yaşadığımız döngüsel çatışmaların büyük bölümünü açıklamaya yardımcı olur.
Nesne İlişkileri: İçimizdeki Diğerleri
Nesne ilişkileri kuramı, kişilerarası algının kökenini erken çocukluk dönemindeki ilişki deneyimlerine bağlar. Melanie Klein, Ronald Fairbairn ve Donald Winnicott gibi kuramcıların geliştirdiği bu yaklaşıma göre zihnimiz, erken dönemde bakım verenlerle yaşadığımız deneyimleri “nesne ilişkileri” olarak içselleştirir ve bu içsel temsiller yetişkinlikteki ilişkilerimizi şekillendirir.
Kernberg’e göre (1976) olgun bir nesne ilişkisi, hem kendimizi hem de karşı tarafı iyi ve kötü yönleriyle bir arada görebilmeyi gerektirir. Bu bütünleştirme kapasitesi gelişmediğinde, ilişkilerde idealizasyon ve değersizleştirme döngüleri sık görülür.
Aktarım: Geçmişi Şimdiye Taşımak
Aktarım (transference), psikanalizin en temel kavramlarından biridir. Freud’un tanımına göre aktarım, kişinin geçmişteki önemli ilişkilerinde, özellikle ebeveyn ilişkilerinde yaşadığı duygu ve beklentileri mevcut ilişkilerine taşımasıdır.
Günlük ilişkilerde aktarım şu şekillerde görünebilir: Patronunuza karşı hissettiklerinizin, babanıza karşı hissettiklerinizle örtüşmesi. Yeni tanıştığınız birine hızla derin bir bağlılık ya da sert bir güvensizlik geliştirmeniz. Partnerinizin sizi terk edeceğine dair geçmişten beslenen bir inanç taşımanız.
Wachtel (2011), bu dinamiklerin yalnızca terapötik ilişkide değil, tüm yakın ilişkilerde rol oynadığını vurgular.
Yansıtmalı Özdeşim: İlişkide Yarattığımız Dinamikler
Yansıtmalı özdeşim (projective identification), Klein (1946) tarafından tanımlanan ileri düzey bir kavramdır. Bu mekanizmada kişi, istemediği duygularını karşı tarafa yansıtmakla kalmaz; karşı tarafın bu duyguları gerçekten yaşamasına yol açacak biçimde ilişkiyi şekillendirir
Klinisyenler için bu kavram son derece önemlidir: Karşı aktarım duygularının farkında olmak, danışanın ilişki dünyasına açılan bir pencere sağlar. Ogden (1982), yansıtmalı özdeşimi terapötik süreçte danışanın iç dünyasını anlamak için bir araç olarak ele almıştır.
Kendilik Algısı ve İlişki Döngüleri
Kendimizi nasıl algıladığımız, başkalarını nasıl algıladığımızla doğrudan bağlantılıdır. Düşük öz değer duygusu taşıyan biri, ilişkilerinde onaylanmaya muhtaç bir konuma girebilir; bu da giderek daha az eşit ve daha bağımlı ilişki dinamiklerine zemin hazırlayabilir.
Bowlby’nin (1969) bağlanma kuramı bu bağlamda tamamlayıcı bir perspektif sunar: Erken dönemde güvensiz bağlanma biçimleri geliştiren bireyler, yetişkinlik ilişkilerinde de benzer örüntüleri yeniden üretme eğilimindedir. Kaçınan bağlanma biçimi olan bireyler yakınlıktan uzaklaşabilir; kaygılı bağlananlar ise aşırı bağımlı ilişki arayışına girebilir.
Bu örüntüleri fark etmek ve dönüştürmek, psikoterapi sürecinin merkezinde yer alır. Terapötik ilişkinin kendisi, eski örüntülerin yeni bir gözle incelenebildiği ve farklı biçimde deneyimlenebildiği benzersiz bir alan sunar.
Beylikdüzü’nde Psikolojik Destek
Bu yazıda ele alınan konular sizin deneyiminizle örtüşüyorsa, bir uzmanla birlikte çalışmak bu örüntüleri anlamlandırmanın en sağlıklı yoludur. Beylikdüzü’nde klinik psikolog desteği almak için randevu oluşturabilirsiniz.
Kaynaklar
Kernberg, O. F. (1976). Object Relations Theory and Clinical Psychoanalysis. New York: Jason Aronson. Klein, M. (1946). Notes on some schizoid mechanisms. International Journal of Psychoanalysis, 27, 99-110. Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss: Vol. 1. Attachment. New York: Basic Books. Wachtel, P. L. (2011). Therapeutic Communication (2nd ed.). New York: Guilford. Ogden, T. H. (1982). Projective Identification and Psychotherapeutic Technique. New York: Jason Aronson.